"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tanrıların Tanrısına

 

Hep böyle şen şakrak biri değildim ben. Hatta sorsan, depresif olduğumu onaylayacak yüzlerce kişi vardır. Çünkü bir parçam hep, zaman içinde süreklilik göstererek parçalanırdı. Buna aklım ve zihnim de dahil sanırım. Hafızam parçalanmış cam gibi etrafa dağılmış ve çoğu parçası nerede ben bile bilmiyorum.

Ne zaman başladığını hatırlamıyorum. Bir gün kendime geldim ve saat gecenin belki üçü, belki dördüydü. Cızırdayan bir sokak lambasının altında oturmuş sigaramı içiyordum. Uykudan uyanma hissiyatıyla kaplandım ve en son olanları gözümde canlandırmaya çalıştımsa da başarılı olamadım. Cızırdayan sokak lambasının altına nasıl geldiğimi anlayamadım.

Böyle ufak kaçamaklar devam etti tabii. En çok da insanlarla kopardığım bütün bağları sebebiyet veriyordum buna. Ailemle bile en son ne zaman konuştuğumu hatırlayamıyordum. Telefonun zil sesi, kendi natural sesim… Nasıldı hatırlamıyordum.

Düzene bindim sonra. Hala çok gerekmedikçe kimseyle münasebette yahut muhabbette bulunmuyordum tabii. Çayım, sigaram ve ben her nerede oluyorsam orada mutluydum. Kişiliğim iyiden iyiye sarpa sarmış, muhakeme yeteneğim çoğunlukla kaybolmuş buna karşın; tuhaf ve sivri bir espri anlayışı türemişti. Hem sonra, kendimi on bin yıl öncesinden tanıyor gibiydim. Ölüyor olduğunu bildiğim, dağıttığım beynimin; ölüyor olduğunu bildiğim bedenime uyumunu bir yerlerde görmüş gibiydim.

O yüzden birçok şeye daha sırt çevirdim ve orada bir yerde bıraktım. Dünyadan alamadığımı dünya da benden alamayacaktı o günden sonra.

İlk Yorumu Siz Yapın

Fikirlerinizle Katkıda Bulunun